Japonya ve depremler: Felakete nasıl hazırlanıyorlar?

Fay hatları üzerindeki ülkeler için depremler, en az yağmurlar kadar doğanın bir gerçeği. Hiç şüphesiz Japonya etrafını çevreleyen ateş çemberi faylarından dolayı bu doğa olayını en sık ve en büyük ölçekte yaşayan ülkelerin başında geliyor. Neyse ki Japon devletinin büyük girişimleri ile 6 ve üzerindeki depremlerde yapılardan kaynaklı ölümler ve yaralanmalar neredeyse yok denecek kadar az durumda. Hepimiz 11 Mart 2011’de 9.0 şiddetindeki büyük Japonya depreminde Tokyo’da beşik gibi sallanan fakat sapasağlam duran gökdelenlerin görüntülerini hayranlıkla izledik. Böyle bir depremin Türkiye’de gerçekleşmesi durumunda nelerin olabileceğini düşünmek bile istemeyiz. Son zamanlarda Türkiye’de sıklıkla yaşanan depremler, nasıl oluyor da Japonlar depremler ile mücadelede bu seviyeye geldiler sorusunu akıllara getiriyor. Gelin Japonların bu uzun yıllar süren çabalarına hep beraber bir göz atalım:

Okumaya devam et “Japonya ve depremler: Felakete nasıl hazırlanıyorlar?”

Tsukuba’da Doktora: 107’nolu bilim hücresi ve ağaçtaki gözlük

Ön açıklama: Bu yazıda okuyacağınız her şey benim algıladıklarım ve yaşadıklarımın bir özetidir. Yolu bu coğrafyaya eğitim amacı ile düşecek olan herkesin aynı şeyleri yaşamayacağını garanti ederim fakat benzer süreçlerden geçme ihtimalinin yadsınmayacak kadar fazla olduğunu belirtmeliyim.

Zaman zaman bana ulaşan mesajlarda Japonya’da, Tsukuba’da doktora yapmanın nasıl bir süreç olduğunu değerlendirmem isteniliyor. Bende bu yola çıkmadan önce Japonya’da eğitim ve doktora hakkında maalesef yeterince fikir verecek bilgilere ulaşamıyordum. Halen bu konuda ilgililere yeterince fikir verebilecek bilgilerin olmadığını fark etmek bu yazıyı kaleme almayı benim açımdan önemli hale getirdi. Okumaya devam et “Tsukuba’da Doktora: 107’nolu bilim hücresi ve ağaçtaki gözlük”

Takeshi Sakurai ile orexin sistemleri ve bilim kariyeri üzerine özel bir söyleşi

Takeshi Sakurai
Prof. Dr. Takeshi Sakurai, MD, PhD

Dr. Takeshi Sakurai’yi beynin hipotalamus bölgesinde üretilen özel bir nöropeptit olan orexin/hypocretin keşfindeki anahtar rolü ile tanıyoruz. Daha sonraki süreçlerde yürüttüğü çalışmalar ile orexin sistemlerinin, uyku ve uyanıklığın nörobiyolojisinin daha iyi anlaşılmasında önemli katkılar sağladı. Bilimsel kariyerinin başlarında damar dokusunda bulunan bir protein olan endothelinin karekterizasyonu ve fonksiyonun aydınlatmasında öncü roller oynadı. Kendisi halen Tsukuba Üniversitesi Uluslararası Uyku Tıbbı Enstitüsünde profesör olarak çalışmalarını sürdürüyor. Kendisi ile bir söyleşi gerçekleştirip kariyeri başarılar ile dolu bu bilim insanını sizlere tanıtma şansını buldum.

Okumaya devam et “Takeshi Sakurai ile orexin sistemleri ve bilim kariyeri üzerine özel bir söyleşi”

Sosyal yenilgi streslerinin uyku üzerindeki etkilerini inceleyen yeni bir model tanıtıldı

Yaşayan tüm organizmalar hayatları boyunca bir çok stres faktörü ile maruz kalmaktadırlar. Sosyal çekişmeler insanlar için en yaygın görülen stres kaynaklarından biridir. Her ne kadar araştırmacılar sosyal yenilgiler (SoD) sonrası oluşan stresin uyku ve uyanıklık davranışları üzerindeki etkilerini çeşitli deney modelleri üzerinden çalışmış olsalar da, SoD sonrası etkiler yeterince incelenememiştir. Geçtiğimiz günlerde Frontiers of Neuroscience ‘da yayımlanan bir çalışmada araştırmacılar sosyal yenilgiler sonrası oluşan stresin uyku mekanizmaları ve fonksiyonları üzerindeki etkilerini incelenmesini sağlayabilecek yeni bir deney modeli tanıttılar. Bu modelde elde edilen bilimsel veriler agresif bir farenin kafesine konulmuş boyun egen zayıf bir fare üzerinden elde edilmiştir. Okumaya devam et “Sosyal yenilgi streslerinin uyku üzerindeki etkilerini inceleyen yeni bir model tanıtıldı”

Nucleus accumbens’ın uyku oluşturucu fonksiyonun moleküler temeli aydınlatıldı

Uyku tüm organizmalarda yaşamın temel davranışlarından biridir. Son yıllarda bir çok çalışma beynin uyku ve uyanıklık periyodunu nasıl kontrol ettiği hakkında bilgiler sunuyor olsa da, halen uykunun gizemi üzerindeki sır perdesi tam olarak aralanmış değil. Araştırmacılar otuz yılı aşkın bir süredir beyinde uyku oluşturucu moleküllerin keşfini gerçekleştirdiler. Bunlar arasında uyku oluşturucu özelliği bulunup en iyi çalışılan molekülerden biri de adenozindir. Son çalışmalar ile beynin Nucleus accumbens bölgesinde adenozin A2A reseptörlerini ekspire eden sinirlerin motivasyon bağlı olarak uyku kontrolünde önemli rol oynadıkları tespit edildi. Adenozinin bu sinirler için her ne kadar doğal aktifleştirici molekül olduğu düşünülse de, bu bölgedeki adenozinin kaynağı henüz bilinmiyor. Okumaya devam et “Nucleus accumbens’ın uyku oluşturucu fonksiyonun moleküler temeli aydınlatıldı”

Uykusuzluk tedavisine yeni bir yaklaşım

Insomnia veya uykusuzluk yaşlılar da %60’a genel nüfusta ise  %15’e varan oran ile en önemli uyku problemlerinden birini oluşturmaktadır. Bununla birlikte uykusuzluk genellikle depresyon veya anksiyete gibi psikiyatrik hastalıklar ile beraber görülür. Uykusuzluk tedavisinde en yaygın kullanılan ilaçlar merkezi sinir sisteminin baskılanmasını γ-aminobutrik asit salgılamasını artırarak sağlayan benzodiazepines veya benzerleridir. Fakat bu ilaçların kas gevşemeleri, iştah bozuklukları ve bilişsel fonksiyonların kötüleştirmesi gibi geniş ölçekte yan etkileri bulunmaktadır.

Okumaya devam et “Uykusuzluk tedavisine yeni bir yaklaşım”

Leptomeninksler: Uyku oluşturucu Prostaglandin D2’nun beyindeki ana kaynağı

Araştırmacılar tarafından yakın geçmişte birçok uyku oluşturucu moleküller (somnojenler) tespit edildi. Bunlardan bazıları sitokinler, anandamideurotensin II, ve adenozin molekülleridir. Bu moleküller arasında yer alan Prostaglandin D2 (PGD2) uyku indükleyici etkisi ise 30 yılı aşkın bir süredir bilinmektedir. Yapılan çalışmalar uyku indükleyici moleküllerin uzun süreli uyanıklık periyodunda beyinde biriktiklerini gösteriyor.

Okumaya devam et “Leptomeninksler: Uyku oluşturucu Prostaglandin D2’nun beyindeki ana kaynağı”

Gelişimsel nörobiyolojiye eşsiz bir adada yolculuk

borg0
Okinawa Bilim ve Teknoloji Enstitüsü (OIST)

Şubat ayında e-posta kutuma düşen mesaj ile önceden bildiğim fakat yoğun araştırma temposundan dolayı değerlendiremediğim Okinawa bilim ve teknoloji enstitüsünün (OIST) düzenlediği gelişimsel nörobiyoloji kursuna bu yıl başvurma kararı aldım. İşlerin yoğunluğundan dolayı pazar günü (başvurunun son günü) danışmanımdan referans mektubunu alma telaşına girsem de sorunsuz bir şekilde gerekli belgeleri zamanında OIST’in internet sistemine yükledim ve başvurumun değerlendirme sürecini beklemeye başladım. OIST’ın Japonya içerisinde çok özel bir konumu var; görece yeni kurulmuş bir enstitü olsa da finansal kaynakları son derece iyi düzeyde. Dolayısıyla kursa seçildiğiniz takdirde tam finansal destek almanız söz konusu. Başvuruyu yaptıktan 1.5 ay sonra organizasyon ekibinden gelen e-posta ile kursa katılma hakkını kazandığımı öğrendim. Bizden araştırmalarımız ile ilgili 8 dakikalık bir konuşma ve poster sunumu hazırlamamızı istediler. Program 2 haftalık periyoda yayılmış ve alanında son derece önemli öncü bilim insanları konuşma vermek üzere davet edilmiş. Bu bakımdan bilgili dolu günler bizi bekliyordu.

Okumaya devam et “Gelişimsel nörobiyolojiye eşsiz bir adada yolculuk”

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑